Sinemanın Temel Gıdaları: Bal, Süt, Yumurta

Sinemanın Temel Gıdaları: Bal, Süt, YumurtaFarkında mısın bilmiyoruz ama şu aralar Türk sineması ileride önemli bir akım olarak anılacak bir döneminin içinde. Hayır, bahsettiğimiz mantar gibi türeyen Türk komedileri furyası değil; ulusal – uluslararası birçok festivalde kendinden bolca söz ettiren Yeni Türk Sineması ve en ünlü örneklerinden olan Yusuf Üçlemesi’yle Semih Kaplanoğlu.
Üçleme deyince akla gelen Yüzüklerin Efendisi, Örümcek Adam, Yıldız Savaşları gibi filmleri bir kenara atalım. Konumuz fantastikten çok uzakta, daha çok kahvaltı masasını çağrıştıran bir üçleme: Bal, Süt ve Yumurta. Yumurta ile 2007’de başlayan bu üçleme Nejat İşler’in 40lı yaşlarını canlandırdığı Yusuf karakterinin hayatına dair bir geriye bakış. Yumurta’da Yusuf annesinin ölümüyle kasabaya dönerken, Süt’te (2008) hızımızı alamayıp Yusuf’un gençliğine dönmüştük. Üçlemenin son filmi olan Bal ise 2010 ilkbaharında bizi Yusuf’un çocukluğuna, yönetmen Kaplanoğlu’nu ise birçok ödüle götürdü. Ödüller burada saymakla bitmez, o yüzden isteyen kendisi göz atıp şaşırsın, ama aradaki Altın Ayı En İyi Film ödülünü atlayan olmasın.
Sinemanın Temel Gıdaları: Bal, Süt, YumurtaSemih Kaplanoğlu reklamcılık ve dizi yönetmenliğinden sonra 2001’de ilk uzun metrajlı filmi olan “Herkes Kendi Evinde”’yi çekmiş. 2005’teki “Meleğin Düşüşü”nden sonra Yusuf Üçlemesi’ne adım atmış. Sinemanın hammaddesinin zaman olduğunu söyleyen yönetmen, bu savını kanıtlar gibi üçlemede zaman içinde geriye dönük bir yolculukla Yusuf karakterini oluşturuyor. Tabii biz filmler boyunca Yusuf’un yediklerini içtiklerini görmüyoruz, dünyadan kopuk şair Yusuf’un nasıl böyle bir insan olduğunu anlıyoruz. Neyse ki Kaplanoğlu bütün bunları göz korkutmadan, ağır psikolojik çözümlemelere gitmeden yapıyor; zaten Bal’da okurken kekeleyip kendini şiirle ifade etmeyi tercih edecek olan Yusuf adeta elimizde büyüdüğünden her sahneyi oturup da düşünmenin lüzumu kalmıyor.
Sinemanın Temel Gıdaları: Bal, Süt, YumurtaBal ve diğer filmler için durgun tanımlaması çok uygun, bu yüzden de böyle filmlerden kaçınan seyirci kitlesine hitap etmiyorlar. Durgun demenin sıkıcı demek olmadığını unutmamak lazım; Kaplanoğlu filmleri az söz az hareket ama güzel görüntüler ve gerçekçi hikâyeleriyle özellikle de sinemada bol keyif veren eserler. Özellikle Bal’daki Karadeniz manzaraları görülmeye değer.
Bal, 2011’deki Oscar ödülleri için Türkiye’den aday adayı oldu; yabancı film dalında yarışıp yarışmayacağını görmek için beklerken bir yandan da Kaplanoğlu’nun bundan sonraki filmleri ne olacak onu merak ediyoruz.