Rekorlarıyla,
yıldızlarıyla, şampiyonlarıyla ve skandallarıyla bir Olimpiyat daha
geride kaldı. Bu yıl Londra’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları, 12 Ağustos
Pazar günü yapılan görkemli olduğu kadar eğlenceli kapanış töreniyle
son buldu ve Londra, Olimpiyat meşalesini 2016’da bu büyük
organizasyonun ev sahipliğini üstlenecek Rio’ya devretti. Yüzlerce
madalyanın dağıtıldığı, farklı alanlardaki dünya yıldızlarının boy
gösterdiği bu iki haftada öne çıkanları biz de kendimizce hatırlayalım,
hatırlatalım dedik. İşte 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’ndan aklımızda
kalanlar...Bundan on sene sonra 2012 Olimpiyatları denildiğinde akla gelecek iki isim, 2008 Olimpiyatları’ndan akılda kalan iki isimle tam olarak aynı aslında: Michael Phelps ve Usain Bolt. 2008’de kendi branşlarına damga vuran bu ikili, 2012 Londra Olimpiyatları’nda da hayranlarını üzmedi.
Bolt, Londra’da dünya rekoru kıramasa da 2008’de kazandığı 100 ve 200 metrenin en hızlısı unvanını koruyarak bu alanda bir ilki başardı ve kendisini eleştirenlere en net cevabı vermiş oldu. Tabii “dünya rekoru kıramadı” dedik ama dünyanın en hızlı adamı 100 metrede Olimpiyat rekorunu geliştirmeyi başardı. Üstelik 4x100 metrede de Jamaika takımıyla dünya rekoru kıran ekibin içinde de yer alarak, olimpiyatlarda üst üste 100, 200 ve 4x100 metre dublesini gerçekleştiren ilk atlet olarak tarihe geçti.
Olimpiyatlar’ın
bir diğer yıldızı ABD’li yüzücü Michael Phelps ise Londra’dan 4 altın, 2
gümüşle ayrılarak üst üste katıldığı üç olimpiyatta toplam 18 altın, 2
gümüş ve 2 bronz madalya elde etmiş oldu. Böylece tüm Olimpiyatlar
tarihindeki en fazla madalya kazanan sporcu olma unvanını da eline
geçiren Phelps’in sadece 27 yaşında olduğunu da hatırlatalım. Daha önce
2012’nin Olimpiyatlar kariyerindeki son organizasyon olduğunu açıklayan
Amerikalı yüzücü, kırılması oldukça güç rekorlarla dolu kariyerini şu
sözlerle değerlendiriyordu organizasyonun son günlerinde: “Harika bir
kariyerim oldu.” 33 dünya şampiyonasında 27 altın, 6 gümüş ve 1 bronz
madalya aldığı düşünülünce haksız da değil hani.2012 Olimpiyatları’nın öne çıkan diğer isimleri arasında Olimpiyatlar tarihinin ilk ampüte atleti olan Oscar Pistorius, ilk Olimpiyat’ından altı madalyayla ayrılan ABD’li yüzücü Missy Franklin, 400 metre karışıkta dünya rekoru kıran 16 yaşındaki Çinli yüzücü Ye Shiwen, yaklaşık üç ay önce Wimbledon finalinde kaybettiği Federer’den rövanşı Olimpiyat Oyunları’nda alan tenisçi Andy Murray, Olimpiyatlar tarihindeki ilk bireysel altını kazanan siyahi jimnastikçi olan ABD’li Gaby Douglas ve tabii ki ABD erkek basketbol takımı, yani “Rüya Takım” gösterilebilir.
2012
Londra Olimpiyatları’nın Türkiye için hayal kırıklığıyla sonuçlandığını
söyleyebiliriz. Olimpiyata tarihindeki en fazla sporcuyla katılan (114
kişi) Türkiye kafilesi, yurda 2 altın, 2 gümüş, 1 bronz olmak üzere
toplam 5 madalya ile dönebildi. Özellikle halterde başarı gösteremeyen
sporcularımız üzüntü yaratırken Aslı Çakır Alptekin ve Gamze Bulut’un
altın ve gümüşü kazandığı 1500 metre kadınlar finali Türkiye kafilesi
için büyük bir teselli oldu kuşkusuz. Zira Türkiye bu yarışla
altın-gümüş dublesi yapıyor ve atletizmde Olimpiyatlar tarihindeki ilk
altın madalyasına uzanıyordu. Alptekin ve Bulut’un yanı sıra, tekvando
erkekler 68 kiloda Servet Tazegül’ün altın; tekvando kadınlar 67 kiloda
genç sporcumuz Nur Tatar’ın gümüş; grekoromen güreş 120 kiloda Rıza
Kayaalp’in bronz madalyaları da spor tarihimizdeki yerlerini aldılar. Olimpiyatların madalya savaşının galibi ise tartışmasız şekilde ABD oldu. Londra’da 46’sı altın olmak üzere toplam 104 madalya kazanan ABD takımını 88 madalya ile Çin izledi ve Pekin’deki başarısını tekrarlayamamış oldu. Asıl sürprizi ise toplam 65 madalyayla üçüncü sırayı alan ev sahibi Büyük Britanya yaptı. Böylece Büyük Britanya son dört yılda spora yaptığı büyük yatırımların meyvelerini en iyi şekilde almış oldu.
2012
Olimpiyatları sona ererken her Olimpiyat’ta fazlasıyla hissedilen
“Olimpiyat ruhu” bu organizasyonun da tartışmasız en fazla öne çıkan
özelliklerinden biriydi. Spora ve sporcuya saygılı seyirciler, sporu
olduğu kadar sporcuyu da kollayan bir organizasyon izledik Londra’da.
Grenadalı Kirani James’in 400 metrede yarıştığı ampüte atlet Oscar
Pistorius’la forma numarasını değiştirmesi, Dominikli Felix Sanchez’in
madalya töreninde anneannesini hatırlayıp gözyaşlarına boğulduğu an,
Usain Bolt’un yarış sonrasındaki şovları, Michael Phelps’in annesinin
heyecanı ve sevinci, 800 metre yarışında sakatlanan Merve Aydın’ın
yarışı gözyaşları içinde tribünlerin büyük desteğiyle son sırada
tamamlaması bu Olimpiyatlar’ın hatırlanacak olayları arasında. Ama tabii
tüm bunların yanında badmintonda Çinli ve Güney Koreli sporcuların bir
sonraki turda zayıf rakiplerle eşleşmek için bilerek yenildikleri
gerekçesiyle diskalifiye edilmeleri de tatsız bir anı olarak
hafızalarımızdaki yerini aldı. Malum, Olimpiyat senelerinde dünyanın her köşesindeki sporseverler tam anlamıyla spora doyuyorlar. Son iki hafta boyunca düzenlenen organizasyonda da farklı bir şey olmadı. Muhteşem bir açılış ve en az ona rakip olacak kadar görkemli bir kapanış töreninin arasında iki hafta boyunca adeta spora doyduk desek yeridir. Şimdi 2016 Rio Olimpiyatları’nı beklemeye başladık. Londra’nın kapanış töreninde Pele ve Alessandra Ambrosio gibi Brezilyalı ünlü isimler boy gösterdiler bile. Ne diyelim, merakla bekliyoruz...
